Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Şovalyeler bildiğiniz gibi değil!

tarihinde gönderildi
Masallarda, çizgi filmlerde, filmlerde seyrettiğimiz o gururlu, bir hanımın elini okşarcasına tutan yakışıklı şövalyeleri bildiniz mi? Her genç kızın hayalini süsleyen bu yakışıklılar beyaz perdede çok şık durabilir, biz gerçeklerden konuşalım...

Neredeyse hiç çalışmazlardı

Neredeyse hiç çalışmazlardı
Çoğunlukla, feodal Avrupa'daki şövalyelerin sadakat ve kılıçlarını bir efendiye veya krala adamaları bekleniyordu. Buna karşılık Lord ya da kral, şövalyeye birkaç yüz dönümlük arazi verirdi. Şövalyeler çoğunlukla hizmetlerinden ötürü ödemeyle yetinmezken, bu arazide çoğunlukla onu korumak için serfler (esas olarak köleler) vardı. Bu, bir şövalyeye, eğer arzularsa kendisini son derece zengin hale getirme imkânı tanıyordu.

Yani muhtemelen birkaç yüz dönüm araziye, dev bir eve ve kirli işi yapacak kölelere sahip olmasının şövalyelere oldukça büyük bir bedele mal olacağını düşünüyor olabilirsiniz. Şövalyelerin yılda en fazla 40 gün çalışması bekleniyordu. Bu "çalışma", efendiye avda eşlik etmekle kolayca bitirilebiliyordu. Elbette, savaşa girmeyi de içerebilirdi, o zaman bile şövalyeler, nüfusun yüzde doksan dokuzundan daha avantajlıydılar.

Savaşta kolay kolay ölmezlerdi. (ama öyle değil.)

Savaşta kolay kolay ölmezlerdi. (ama öyle değil.)
Şövalyelerin savaştaki rolü, muhtemelen umduğunuzdan çok farklıydı. Birçok şövalye gerçekten de savaş tekniğinde çok yetenekli olmasına rağmen, gerçek değerleri, atlara binmeleridir. Atlar feodal savaş alanlarının gerçek değerli silahı olmasına rağmen, sıradan köylülerin kullanmaları yasaktır.

Şövalye, değeri yüzünden savaşta köylülerin ve sıradan askerlerin öldürmekten çekineceği bir kişiydi. Düşman bile olsa. Zira yakalanan şövalyeler çoğunlukla efendilerine fidyeyle satılabilirdi. Buna göre, yakalanan şövalyelere bol miktarda yiyecek ve şarap içeren rahat hücreler verilirdi. Bu aynı nezaket, yukarıda belirtilen sıradan askerlere verilmemişti. Sıradan askerlerin çoğu yakalanırlarsa anında katledilirlerdi. 

Savaşta iki şövalye karşılaştığında, genellikle biri diğerine teslim olması için şans verirdi. Ayrım gözetmeksizin öldürülüp bitirilebilen sıradan askerler için böyle bir beklenti yoktu. 

Anca canı istediğince centilmen olurlardı

Anca canı istediğince centilmen olurlardı
Şövalyeler temel saygı ve onur ilkelerini benimsemiştir. Şövalyelik kuralları, var olan bir şey olmasına rağmen, az sayıda şövalye takip ederdi. Bu kurallar, şövalyeleri adaletin değişmeyen nöbetçileri olarak tasvir eden ortaçağ romantik edebiyatına geçirildi. Zamanla bu fikir, norm haline geldi. Bugün, şövalyeleri saygı ve hayranlık kazanacak onurlu figürler olarak görüyoruz. Ned Stark ya da Jon Snow gibi. Gerçekte, şövalyeler daha çok Sir Gregor Clegane'ye benziyorlardı, çünkü istedikleri her şeyi yapıyorlardı, çünkü yapabiliyorlardı. Gerçekte sadece daha üst bir makama saygı gösterirlerdi.

Savaş sırasında şövalyeler sıklıkla yağmalar, çalar ve tecavüz ederdi. Köyleri erzak için yağmalar,  çiftlik hayvanlarını keyif için öldürürlerdi. Bu uygulama o kadar yaygındı ki birçok şövalye kendine hak görürdü.

Sadece zengin çocukları şövalye olurdu.

Sadece zengin çocukları şövalye olurdu.
Yoksul ya da sıradan insanlar, savaş sırasında son derece kahramanca bir şeyler yapmışlarsa ya da bir lordun hayatını kurtarmaları durumunda şövalyeler haline gelebilirlerken, bir yandan da hayatını kurtardıkları soyluyu "küçük düşürme" tehlikesiyle karşı karşıyalardı. Yani, neredeyse tüm şövalyeler soylulardan oluşurdu.

Çete kurmak, kavga dövüş ve taciz...

Çete kurmak, kavga dövüş ve taciz...
Yukarıda belirtildiği gibi, şövalyeler kendi aralarındaki yazısız kuralları kafalarına göre izlediler. Bu kurallardan biri de, meydan okunduğunda şövalyenin onurunu korumak zorunda olmasıydı.  Bunu suistimal etmek için, 14. ve 15. yüzyıllarda, şövalyelerin büyük gruplar halinde kalabalık bölgelerde toplanarak, gelip geçen başka şövalyelere eğlence için meydan okumaları alışıldık bir durumdu.

Tahmin edebileceğiniz gibi, köylüler sıklıkla bu bölgelerden uzak dururdu. Canı sıkılmış bir şövalyenin saldırısına maruz kalma riski son derece yüksekti. Aynı şekilde, karısıyla geçmeye çalışan her erkeğin, karısının onuru için savaşması beklenirdi. Eğer bir kadın, yanında bir erkek olmadan geçmeye çalışsa, şövalyeler onu bir kıyafet teslim edene kadar zorlarlardı. 

Atlı düellolarda parası olan kazanırdı.

Atlı düellolarda parası olan kazanırdı.
Başlangıçta, iki şövalye için yeteneklerini birbirlerine karşı test etmenin bir yolu olarak düzenlenen atlı düellolar, sonuçta, fiili mücadeleden kendi sporuna dönüşerek düellocular tarafından giyilen zırhın geliştirilmesiyle zıvanadan çıktı.

Düello zırhı çoğunlukla elli kilodan daha ağırdı ve giyen zorlukla hareket edebilirdi. Herhangi bir dövüşte yetenek çok önemliyken, eğer yeterince zengin bir şövalyeyseniz kendinize saçma sapan ağırlıkta bir zırh yaptırıp attan düşmenizi imkansız hale getirebiliyordunuz. Bu arada daha fakir şövalyeler, aynı şeyi savaş için kullandıkları hafif zırhla yapmak zorundaydılar.

Kadınlar şövalye olamazdı.

Kadınlar şövalye olamazdı.
Şövalyelerin eşlerinden evde oturmaları, savaş sanatını öğrenmemeleri bekleniyordu. Kocaları moron gibi ölmedikçe. Bu durumda, kadınların kocalarının şövalyelik görevlerini yerine getirmesi bekleniyordu. Arazilerini ve efendilerini korumaları gibi. Tabii bu eşler, kocaları gibi ne tarihe geçtiler, ne de şövalyeliğin nimetlerinden faydalanabildiler.

Yine de şövalye eşleri, göreve dahil olmak için kocalarının ölmesini nadiren beklerdi. Bu yüzden, iletişim ve diplomasi yetenekleri kocalarından çok daha fazlaydı. Genel olarak bir şövalye eşinden beklenen görevler, mülkiyetlerini korumaktan hizmetkarlarının evlilik törenleri düzenlemeye kadar çok çeşitliydi. Bu durum, şövalye eşlerini sürekli hayatın içinde tutar ve sadece kocalarının hizmetkarı olmaktan alıkoyardı. 

Bir kadına kur yapmak başlı başına bir dertti.

Bir kadına kur yapmak başlı başına bir dertti.
Kadınlar, kaydedilen tarihin çoğunda olduğu gibi, şövalyeler ve şövalyeler döneminde de zor bir hayat yaşıyorlardı. Bununla birlikte, yeterince yükselen kadınlar, durumu fena kullandılar.

Bunun en önemli örneği muhtemelen Ulrich von Lichtenstein'tır. 13. yüzyılda soylu bir kadını etkilemeye çalıştı ve neredeyse ölüyordu. Kur yapılan hanımefendi, şövalyenin tavşan dudağını ve zaten evli olmasını bahane ederek Ulrich'ten bir takım görevler yapmasını istedi. Mesela bir parmağını kesmek, vebalı köylüler arasında uyumak veya zırh giymeden atlı düello yapmak gibi.

Köylülere çok kötü davranırlardı.

Köylülere çok kötü davranırlardı.
Feodal Avrupa'da, serfler toplumun en aptalları olarak kabul edilirdi. Çiftlik hayvanlarından bile daha düşük bir seviyedelerdi, çünkü en azından inekler yenebiliyordu. Köylüler teknik olarak çalıştıkları ülkenin efendileri tarafından korunmasına rağmen, efendileri ve şövalyeler serbestçe onları yenebilir veya mülklerini talep edebilirdi. Efendilerine veya vasilerine ait olan Serfler, araziden aldığı her şey için para ödemek zorunda kalırlardı. Onu izni olmaksızın almak ya da hak iddia etmek, sonu dayakla biten bir suçtu. Dayaktan sonra sürgün de cabası.

Köylüler evlenemez, efendilerinin veya bir şövalyenin izni olmadan yolculuk bile yapamazlardı. Çoğu köylü, doğduğu yerden beş kilometre bile uzaklaşamadan ölürdü. Efendilerinin arazilerinin bakımından sorumlu olduklarından, herhangi bir terslikte ilk onlar hedef olurdu. Ölmeseler bile kaynakları kesilebilir ve ölüme terkedilir, bu da sonuçta efendilerinin bir boğaz eksik beslemesine sebep olurdu.

Şövalye olmak için yenen tokat

Şövalye olmak için yenen tokat
Filmlerde görüldüğü gibi, günümüzde bir şövalyelik süreci genellikle şövalye olan kişinin omuza hafifçe bir kılıçla dokunulmasını içerir. Bu geleneğin tam kökeni belirsizdir. Genç bir savaşçının savaş sırasında "zırhına kılıç vurmadan" şövalye olmaya hazır olmadığı fikrinden kaynaklandığı düşünülüyor. Yine de bu yeterli olmamış, yüzüne de (en azından) bir tokat atılagelmiştir.

Yenen tokatın şiddeti, karşınızdakinin "öküzlüğüne" bağlıydı. Tahmin edebileceğiniz üzere, bir çok şövalye, şövalyelik hayatlarına suratlarında kırmızı bir izle başlıyordu. Bunun şövalyenin hayatı boyunca karşılığını veremeyeceği tek tokat olduğunu bilince, insan neden karşısındaki ukala zengin çocuğa çenesini zangırdatacak bir tokat atmasın ki?
Bunları da beğenebilirsiniz