Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Roma İmparatorluğu

tarihinde gönderildi - tarihinde güncellendi
Tarih sahnesinin en ünlü devletlerinden biri olan Roma İmparatorluğu 1500 yıl hüküm sürmüş siyaset, politika, hukuk, bilim, sanat gibi bir çok alanda dünyayı kökünden değiştirmiş ve zamanı geldiğinde diğer bütün imparatorluklar gibi o da tarih sahnesinden inmiştir. Bu gün tarih sahnesinde kaldığı süre boyunca Roma İmparatorluğu'nun tarihine bakacağız.

9. Yüzyıldan Fatih Sultan Mehmet Yıkana Kadar Uzanan Bir Ömür

9. Yüzyıldan Fatih Sultan Mehmet Yıkana Kadar Uzanan Bir Ömür
Roma İmparatorluğu milattan önce 9. Yüzyılda kurulmuş ve daha sonraları Bizans İmparatorluğu adıyla 15. Yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Yaklaşık 16 yüzyıl süren hükümdarlıkları ile tarih sahnesinde en uzun süre varlığını sürdüren imparatorluklardan biri olan Roma İmparatorluğunun geçmişten günümüze siyasi ve sosyal alanlarda etkileri oldukça fazla ve son derece önemlidir. 

Roma İmparatorluğu ya da ilk adıyla Antik Roma Devleti, milattan önce 9. Yüzyılda Akdeniz çevresinde kurulmuştur. Kuruluşunun ilk yıllarında monarşi ile yönetilen Roma daha sonra kendi sentezleri olan bir cumhuriyetle yönetilmiş fakat zamanla otokrasiye dayanan bir imparatorluğa dönüşmüştür. 

Kavimler göçünün başladığı yıllara kadar tek parça olarak hükümdarlığını devam ettiren Roma imparatorluğu, Kavimler göçünün başlamasından etkilenmiş ve 395 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları olarak ikiye ayrılmıştır.

Tarih boyunca bölünen devletlerin genellikle zarar gördüğü gerçeğinden kaçamayan taraf ise Batı Roma İmparatorluğu olmuştur. Kavimler göçü sonrası Avrupa’ya göç eden Cermen kavimleri Batı Roma imparatorluğunu hedef almış ve Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında tamamen yıkılmıştır. O yıllarda tek başına kalan Doğu Roma İmparatorluğu daha sonra Bizans İmparatorluğu adıyla 1453 yılına kadar yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar varlığını sürdürmüştür. 

Tanrıların ve Mitolojinin Anavatanı ROMA

Tanrıların ve Mitolojinin Anavatanı ROMA
Antik Roma bir efsaneye göre milattan önce 8. yüzyılda Truva prensi Aeneas’ın ikiz torunları Romulus ve Remus tarafından kurulmuştur. Romulus ve Remus efsaneye göre yarı tanrı konumundaydılar ve onlar doğmadan önce anneleri Rhea’nın indirildiği tahtı geri almaya çalışacakları biliniyordu, bu yüzden kral öldürülmelerini emretmişti.

Doğumdan hemen sonra dişi bir kurt ikizleri kaçırıp onları büyüttü ve yeterince büyüdüklerinde annelerinin soyuna ait olan tahtı geri aldılar. Arkeolojik bulgulara göre Roma şehri milattan önce 8. Yüzyılda kurulmuş olarak görünse de köklerinin milatta önce 10. Yüzyıla kadar uzandığı tahmin ediliyor. 

Devlet yapısının çok aşamalı olduğu Roma İmparatorluğunun kurucusu kesin olarak bilinmemektedir.
Diktatörlerin yönettiği Roma’da her bir diktatör yalnızca 6 ay görevde kalabiliyordu. Sezar döneminde oluşturulan devlet yönetim şekli bu açıdan yasalarla oldukça çelişiyordu. Bu yüzden Sezar da cumhuriyet yasalarına göre davranıyormuş gibi yapıyordu ve öyle görünmeye çalışıyordu.
Ancak bir süre sonra Sezar eski düşmanlarını affedip onlardan monarşiye dayanan bir senato oluşturdu ve belirli bir kesim bundan rahatsızlık duymaya başladı. Sezar’ın monarşiye dayalı yönetim anlayışından rahatsızlık duyanların düzenlediği bir suikast ile milattan önce 15 Mart 44 tarihinde öldürüldü. Varisi Octavianus Sezar’ın hatalarını tekrarlamamak ve konumunu riske atmamak adına yönetim şeklini tekrar cumhuriyete dayalı olarak düzenlemiş ve çevresinin de desteğini alarak devlet büyüklerine iyi niyet göstergesi olarak verilen Augustus ve Princeps unvanlarını aldı. 

Bu ünvanlar kendisine yönetimde ekstra haklar kazandırmasa da iyi niyeti ile halkın gözünde önemli bir konuma yükselmiş ve milattan önce 13 yılında öldüğünde tüm bu ünvanlar ile tarihe adını yazdırmıştır. 
Octavianus Kleopatra’nın oğlu Caesarion’u öldürterek Jül Sezar ile yakın kan bağı bulunan kimsenin olmamasından faydalandı ve herhangi bir rakibi kalmamıştı. 

Devletin tek ve yegane yöneticisi konumunda olan Octavianus her alanda yenilikler ve düzenlemeler yapmaya başladı ve Roma senatosu kendisine Augustus unvanını da verdi; yine de kendisi Sezar olarak anılmayı tercih etti. 

Tiran gibi görünmek istemeyen Octavianus cumhuriyetin hala işlevsel olarak etkili olduğunu göstermek istedi ve bir süre sonra tüm yetkilerini Roma senatosuna bırakmak zorunda kaldı. 

Roma senatosu aslında kendisini destekleyen bir gruptan oluşuyordu ve bu anlaşmalı bir oyundu, yetkilerin kendilerine bırakılmasını kabul etmediler ve Octavianus’u Roma Devletinin kesin hükümdarı olarak kabul ettiklerini açıkladılar. Halkın ve devletin iyiliği için Augustus meşru olarak otokrat ilan edildi. Eyaletlerin idaresi senato içinde paylaştırıldı. 

İmparatorluk eyaletlerinin valileri senato yöneticileri tarafından seçiliyordu, düzen ve huzur sağlamada oldukça başarılı bir yöntem oluşturmuşlardı. Eyaletlerden toplanan vergiler Augustus’un seçtiği bir gruba gidiyordu ve bu sayede senatodan daha zengin hale geldi.

Zenginliği sayesinde askerlere refah sunan Augustus böylelikle orduyu da kendisiyle aynı safta tutuyordu. Daha sonra ‘Turbinate’ unvanlarını da alan Augustus halkın gücüne müdahale edebiliyor, istediği zaman ahlak teftişi yapabiliyor, kısaca istediği her konuya müdahale edebiliyordu.

Sınırlar Giderek Büyüyor

Sınırlar Giderek Büyüyor
Augustus’un başarılı askeri taktikleri ile Ren ve Tuna nehirleri Roma İmparatorluğunun kalıcı sınırları haline getirildi ve bölgede güvenlik sağlandı. Augustus’un vefatından sonra 14 yılında yerine oğlu Tiberius geçti. İmparatorluğunun ilk yılları güven içinde geçmiş gibi görünse de ilerleyen yıllarda iftiraya maruz kalan Tiberius’un çocukları da sıralı suikastlara kurban gitti. 

Devlet işlerinden uzaklaşmaya başladı ve 37 yılında vefat etti. Tiberius’un 1. Derece veliahtları öldürüldüğü için yerine yeğeni Caligula geçti ancak çok geçmeden akli rahatsızlıklar yaşamaya başladı ve devletin güvencesi için 41 yılında muhafız komutanı tarafından öldürüldü; yerine amcası Tiberius geçti.

Bir Yıla Sığan 4 İmparator!

Bir Yıla Sığan 4 İmparator!
Claudius akıllı ve makul biriydi; bürokrasiyi iyileştirdi ve senatoyu yeniden düzenledi. Büyük Britanya’da işgaller yaparak imparatorluğa doğuda yeni topraklar kazandırdı. Bürokratik olarak başarılı biri olan Claudius özel hayatında pek başarılı olamamıştı, karısı kendisini aldatıyordu. 54 yılında vefat eden Claudius’un ölümüne dair kesin bilgiler olmasa da karısının kendisini zehirlediği düşünülmektedir. 

Claudius’un ölümünden sonra tahta yeğeninin oğlu Nero geçti ve 54-68 yılları arasında hüküm sürdü ancak askeri bir darbe sonucu kaçmak ve gizlenmek zorunda kaldı. 68 yılında Nero intihar etti ve dört imparator yılı olarak bilinen 1 yıl sürecek iç savaş başladı. Bu iç savaş döneminde sırasıyla Galba, Otho, Vitellius ve Vespasianus tahta geçtiler. Bu iç savaş askeri ve siyasi olarak birçok bozulmaya sebep oldu. 

69-79 yılları arasında Vespasianus’un hüküm sürmesinden sonra yerine oğlu Titus geçti. Erdemli biri olan Titus birçok düzenleme yaparak herkesin gözünde saygınlık kazandı ancak çok geçmeden 81 yılında hastalık sebebiyle vefat etti ve yerine kardeşi Domitianus geçti. 

Senato ile ilişkileri hiçbir zaman iyi olmayan Domitianus hüküm sürdüğü zaman zarfında herkes için endişe unsuruydu ve 96 yılında bir suikast ile öldürüldü. Domitianus’un ölümünden sonra Roma yaklaşık 100 yıl sürecek ‘beş iyi imparator’ dönemine girdi. 

193 yılına kadar sırasıyla Nerva, Trajan, Hadrianus, Antoninus Pius, Marcus Aurelius ve Commodus imparatorluğun başına geçtiler.

İmparatorluğu Yıkılmanın Eşiğine Getiren 3 Y.Y. Krizleri

İmparatorluğu Yıkılmanın Eşiğine Getiren 3 Y.Y. Krizleri
Bu dönemde devlet içinde barışçıl bir politika izlendi ve Roma İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştı. 193-235 yılları arasında Severuslar Hanedanı hüküm sürdü ve 235 yılından sonra 3. yüzyıl krizleri başladı. 3. yüzyıl krizi 235-284 yılları arasında sürmüş ve devlet yıkılma noktasına gelmiştir. 

Diocletianus’un başa geçmesiyle bu dönem sona ermiş ve Genç Antik Çağ başlamıştır. Diocletianus, Tetrarşi adı verilen dörtlü bir yönetim sistemi oluşturdu ancak bu da devletin yıkılmasının önüne geçemeyecekti. Hristiyanları hiç sevmeyen ve onlara zulmeden Diocletianus’un 305 yılında ölümünden sonra yönetim Konstantin Hanedanına geçti. 

Konstantin döneminde Hristiyan zulmüne son verildi. Konstantin’in vefatından sonra imparatorluk üç oğlu arasında paylaşıldı. Batı’da yönetim en büyük ve en küçük oğullarında, Doğuda ise ortanca oğlundaydı. En büyük oğlu Constantinus kardeşlerini öldürttükten sonra 355 yılında üvey kardeşi Julianus’u batının Sezar’ı ilan ederek kendi sonunu hazırladı. Julianus’u Augustus ilan eden Galyalı askerler tarafından 361 yılında öldürüldü. Julianus da iki yıl boyunca hüküm sürdükten sonra 2. Şapur ile yaşanan savaşta hayatını kaybetti ve yerine subayları arasından Jovianus imparator seçildi ve 17 Şubat 364 tarihinde vefat etti. Seçim yine subaylara kalmıştı ve Valentinianus yeni Augustus seçildi ancak olası tehlikelere karşı ordunun lidersiz kalmasını istemedikleri için ikinci bir lider seçmek istediler ve Valens’in ikinci Augustus seçilmesi ile Batı Roma ve Doğu Roma yönetimi ikisi arasında paylaşıldı. 

Valentinianus kendini güvence altına almak için 8 yaşındaki oğlunu kağıt üstünde de olsa 3. Augustus ilan etti. Gratianus henüz 16 yaşındayken çıktığı seferden zafer ile dönemedi ve askerler 3 yaşındaki kardeşini Augustus ilan ettiğinde Batı Roma’nın Galya bölgesinde hüküm sürmeyi kabul etti. 

2. Valentinianus’un 392 yılında öldürülmesi ile Roma çeşitli nedenler ile bölünmek zorunda kaldı. Paralı askerlerin ayaklanması, valilerin isyanları, savaşların uzaması ve ekonomik sıkıntılar gibi birçok neden Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları olarak resmen ikiye ayrıldı. 

Bölünen İmparatorluğum Batı Tarafı Yok Oluyor

Bölünen İmparatorluğum Batı Tarafı Yok Oluyor
Batı Roma İmparatorluğu çok geçmeden 5. Yüzyılda yıkıldı fakat Doğu Roma İmparatorluğu zenginleşti ve güçlendi. 6. Yüzyılda Doğu Roma sınırlarını genişletti. Justinianus hüküm sürerken İtalya, Kuzey Afrika ve Hispania gibi birçok bölgeyi işgal ettiler ve Kuzey Afrika’yı yaklaşık bir asır boyunca ellerinde tutmayı başardılar. 

Doğu Roma yerine artık Bizans İmparatorluğu olarak anılan devletin başkenti Konstantinopolis yani İstanbul’du. Coğrafi olarak büyük önem taşıyan topraklara sahip Bizans İmparatorluğu ekonomik açıdan Avrupa’nın en gelişmiş devleti haline geldi. 

İpek yolunun bir kısmını ellerinde tuttukları için ticaret merkezi halindeydiler ve bütün ülkelerin gerileme içerisinde olduğu yıllarda bile istikrarla büyümeye devam ediyorlardı. Denizcilik ve tekstil ürünleri ticareti ekonomilerine büyük katkı sağlıyordu. 

Mısır'a ve Batı'ya ipek gönderiyor ve tüm ekonomik hareketler sıkı kontrollerden geçiriliyordu. Yalnızca ekonomik açıdan gelişmiş bir ülke değildi Bizans. Bilim, tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat alanlarındaki çalışmalarıyla da oldukça gelişmiş durumdaydılar. Hukuk alanında yaptıkları reformlar ile toplumsal örgütlerin kuruluşuna önderlik ettiler ve Antik Dönem yazıtları ile gelecek nesillere kendilerine özgün bir kültür mirası bıraktılar. 

Geometri teorileri ile matematiğe ve bilime son derece katkı sağlayan Bizans İmparatorluğu, bugün kullandığımız formüllerin ve hesaplama yöntemlerinin temellerini atıyordu.

Sanat ve Her Türlü Bilimde İleri Bir Medeniyet

Sanat ve Her Türlü Bilimde İleri Bir Medeniyet
Üstelik sanat konusunda da oldukça prestijliydiler. Fresk boyamaları, tezhip ve günümüze ulaşmayı başaran eşsiz mozaikleri büyük önem taşıyordu. Dönemlerini simgeleyen heykelleri ve el yazması boyamacılık eserleri ile kendi dönemlerinden oldukça ilerideydiler. 

Sanat eserleri ile herkesin konuştuğu Bizans İmparatorluğu 10. ve 12. yüzyıl arasında Avrupa’da lüks kelimesi ile neredeyse eşdeğerdi. Ancak 12. yüzyıldan sonra İtalya rönesansı, sanatı yeniden şekillendirirken Bizans İmparatorluğu yeniliklere pek de ayak uyduramadı. Sanatta gerilemeyi ekonomik sıkıntılar da takip etti. Sürekli gelişme ve büyüme halinde olan Bizans için en büyük darbeler veba salgını ve Arap istilaları oldu.

Ekonominin kötüye gitmesi ile ülkede gerileme başladı. Ardından 4. Haçlı Seferi ile üretim azalırken ticari üstünlüklerini de zamanla kaybettiler. Ticaret yollarına sahip olmanın getirdiği avantajlar önemini yitirirken ekonomiyi canlandırma çabaları sonuç vermedi.
Latin Haçlılar 13. Yüzyılın başlarında Konstantinopolis’i yağmaladılar ve yavaş yavaş parçalanmaya başlayan Bizans artık toparlanabilecek durumda değildi. 

14. yüzyıla kadar toparlanmaya çalıştılar fakat tam da o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu büyük bir yükseliş içerisindeydi. Osmanlı işgalinin henüz adım adım olduğu günlerde Bizans İmparatorluğu Papa’dan yardım istedi ancak yardım alsalar da halkın güvenini kaybetmişlerdi ve Konstantinopolis yavaş yavaş çöküyordu.

1500 Yıllık İmparatorluğu Fatih Sonlandırıyor

1500 Yıllık İmparatorluğu Fatih Sonlandırıyor
Fatih Sultan Mehmet 2 Nisan 1453 tarihinde 80.000 askeri ve birlikleri ile Konstantinopolis’i kuşattı ve yaklaşık 2 ay süren bu kuşatma 29 Mayıs 1453’te Osmanlı İmparatorluğunun zaferi ile sonlandı. 

Antik Roma döneminden Bizans İmparatorluğuna kadar uzanan yaklaşık 1500 yıllık Roma İmparatorluğu, Osmanlı kuşatması ile 1453 yılında son buldu. Siyasi ideolojileri, yaşam tarzları, estetik ve sanat anlayışları ile tüm dünyayı etkileyen ihtişamlı bir devlet daha tarih sayfalarında yerini alırken Osmanlı İmparatorluğunun yükselişi yıllarca devam edecekti.
Bunları da beğenebilirsiniz