Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Paris Barış Konferansı Süreci Ve Sonuçları

tarihinde gönderildi - tarihinde güncellendi
Paris Barış Konferansı 32 devletin katılımıyla gerçekleşen ve 1. DÜnya Savaşını bitiren antlaşmaların hazırlandığı bir barış toplantısıdır ancak bu Barış Toplantısında yenen devletler yenilen devletlere hiç de barışçıl yaklaşmamış çok ağır maddelerle yenik devletleri bir kez de masa da yenmişlerdir. Bu yazımızda Paris Barış Konferansı Süreci Ve Sonuçlarını anlatacağız.

Konferansın En Büyük Amaçlarından Biri Osmanlı'yı Bölüşmek

Konferansın En Büyük Amaçlarından Biri Osmanlı'yı Bölüşmek
Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de İtilaf devletleri ile Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak 1. Dünya Savaşı'ndan çekildiğini bildirmişti. Sıra barış koşullarını görüşme zamanında geldi ve 18 Ocak 1919'da Fransa'nın başkenti Paris'te bir Barış Konferansı düzenlenmiştir.

Buradaki amaç galip devletler ile yenik devletler arasındaki barış koşullarını görüşmekti tabi Osmanlı Devleti ile ilgili bir de özel amaçları da vardı. Katılımcı devletler daha önce İstanbul, Londra ve Sayks Pikot Antlaşmaları ile Osmanlı toprakları üzerine kendi aralarında gizli antlaşmalar imzalamışlardı. Bu anlaşmalara göre Rusya’ya vaad edilen topraklarda bulunmaktaydı ancak Rusya 1917 yılında ülkesinde meydana gelen Bolşevik İhtilali sonucunda 1. Dünya Savaşı'ndan çekilmiş ve bu gizli anlaşmaları ortaya dökmüştü ve 1. Dünya Savaşı'ndan çekilmesi ile birlikte artık Rusya vaat edilen yerler başka ülkelerle  aralarında paylaşılacaktı.

Dolayısıyla özel amaçları olarak da Osmanlı Devleti topraklarının paylaşımının tekrar gözden geçirmek diyebiliriz.

Wilson İlkelerine Güya Uyuluyor

Wilson İlkelerine Güya Uyuluyor
Barış Konferansı'na İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanlığında toplam 32 devlet katılmıştır.

Konferansa damgasını vuran Aslında 1. Dünya Savaşı'na giren Amerika'nın başkanının 8 Ocak 1918'de yayınlamış olduğu Wilson Prensipleri ya da Wilson İlkeleridir.

Bu ilkeler Barış'ın temel ilkeleri adıyla da anılmaktadır. Wilson bu prensipleri  Amerika'yı savaşa sokarken belirlemiştir.

Wilson prensipleri toplamda 14 maddeden oluşmaktadır.

Wilson İlkelerini anlattığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Bu prensiplere göre devletler arasında gizli anlaşmalar kesinlikle yapılmamalıdır, yapılanlar da geçersiz olmalıdır. yine bu ilkelere göre İtilaf Devletleri yani yeni yenenler, yenilen devletlerden herhangi bir şekilde toprak ya da tazminat talep etmeyecektir.

Uluslar yaşadıkları bölgede kendi kaderlerini kendileri belirleyecektir.

Dünyada ilk defa dünya barışını savunan bir cemiyetin kurulmasında yine Wilson İlkeleri arasında yer almaktadır. Bu savaşın sonunda kurulacak olan Milletler Cemiyetinin ilk adımıdır.

Sömürgeciliğin Sadece Adı Değişiyor

Sömürgeciliğin Sadece Adı Değişiyor
Yine Wilson ilkelerine göre güçlü devletlerin, güçsüz devletleri işgali kabul edilemez.

Bu madde aslında barış temelli gibi görünsede Amerika Birleşik Devletleri müttefiki olan İngiltere ve Fransa'nın daha da fazla güçlenmesini istemediği için sömürgecilik faaliyetlerini devam etmesinden rahatsızlık duymaktadır. Bu sebeple de Başkan Wilson prensipleri içine böyle bir ilke yerleştirilmiştir.

İngiltere ve Fransa ise buna karşılık yeni bir çare bulmuşlardır yani yeni bir kavramın oluşmasına sebep olmuşlardır. Bunun adı da Manda ve Himaye’dir.

Nedir manda ve himaye kısaca açıklayalım, 

Mandacılık aslında güçlü devletlerin, güçsüz devletlere siz kendinizi yönetebilecek yada koruyabilecek kadar güçlü değilsiniz, bir süre biz sizi yönetelim size ülkenin nasıl yönetileceğini öğrettikten ve siz kendinizi koruyacak duruma geldikten sonra geri çekiliriz anlamına gelebilecek bir sistemdir.

Aslında Sömürgecilik dediğimiz kavramın sadece adı değişmiş, manda ve himaye olarak yeni bir isimle karşımıza çıkmıştır.

Anlaşmazlıklar Tırmanıyor

Anlaşmazlıklar Tırmanıyor
Paris Barış Konferansı'ndaki en önemli olaylardan bir tanesini anlatmadan önce İtalya’nın 1. Dünya Savaşı'na İttifak devletlerinin yanında girdiğini ve kendisine İtilaf devletleri tarafından İzmir ve çevresini vaat edildikten sonra taraf değiştirdiğini hatırlatalım. Ancak Paris Barış Konferansı'nda İtilaf devletlerinin İtalya’ya vadettikleri İzmir'i artık Yunanistan'a vaat ettiklerini görüyoruz.

İngiltere'nin burada başka bir amacı vardır. Bu da Akdeniz'e kendi sömürgelerine giden bir yolda güçlü bir İtalya olmasındansa güçsüz bir Yunanistan’ı tercih etmesidir. İngiltere böyle yaparak sömürgelerine giden yolu güvence altına alacağını düşünmektedir.

İzmir konusu üzerinde İngiltere, İtalya, Yunanistan arasında çıkan anlaşmazlık ve gerginlik Paris Barış Konferansı'nda itilaf devletleri arasındaki ilk ayrılığının başladığı göstermektedir.

İzmir'in İşgalinin Önü Açılıyor

İzmir'in İşgalinin Önü Açılıyor
Bunun arkasından da İzmir Yunanistan'a vaat edildiği için işgalin önünü açmak ve işgali Wilson Prensiplerini çiğnemeden bunu yapmak için ki hatırlarsınız Wilson Prensiplerine göre uluslar kendi kaderlerini, kendileri tayin edeceklerdi. 

Buna göre öncelikle burada yani İzmirde Rumların, Türklerden daha fazla olduğunu anlatma yoluna gidilmiş ve uluslararası basın yoluyla gazetelerde Türklerin, Rumlara kötü muamele ettikleri bu bölgede Rumların, Türklerden daha fazla olduğunu ifade eden çeşitli yalan haberlerle kamuoyu oluşturmuşlar ve arkasından da 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanistan İzmir'i işgal etmiştir.

Bu süre boyunca bizim lehimize olan en önemli gelişme Amiral Bristol Raporu adı verilen rapordur. Bu rapor Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Yüksek Komiseri Mark Lambert Bristol tarafından İzmir işgal edildikten sonra hazırlamıştır. Bu raporda da İzmir'de Rumların Türklerden fazla olmadığını, kamuoyunun yanıltıldığını ve burada asıl zor durumun Türkler tarafından yaşandığını ifade eden bir rapordur.

İzmir’in İşgali Karşısında Devletin ve Toplumun Tutumu

İlk olarak İzmir işgal edilince İstanbul hükümeti işgallere karşı herhangi bir tepkide bulunmayın geri çekilin, emrini vermiştir topluma dolayısıyla işgalleri kolaylaştırmıştır İstanbul Hükümeti'nin bunu yapmasının sebebi de eğer işgallere karşı koyarsak Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesine göre başka yerler de işgal edilebilir korkusudur.

Özellikle işgaller sırasında Türk halkına kötü muameleler yapılmış ve sonunda gazeteci olan Hasan Tahsin bu duruma dayanamamış silahını çekerek işgalci Yunan kuvvetlerine ilk kurşunu sıkmış ve hemen orada şehit edilmiştir. Hasan Tahsin tarihe kurtuluş mücadelesinin ilk şehidi olarak geçmiştir.

İzmir'in işgal edilmesi özellikle Osmanlı Devleti'nin diğer bölümlerinde inanılmaz bir tepkiye sebep olmuştur. Halk gösterilerle, mitinglerle olayı İzmir işgalini protesto etmiştir en önemli mitingler İstanbul'da Fatih mitingi ve Sultanahmet mitingidir.

Milli Mücadele kahramanlarımızdan olan Halide Edip Adıvar bu gösterilerde önemli bir yere sahiptir. Yapılan protestoların amacı ise dünya kamuoyuna burada bir haksızlık olduğunu ifade edebilmek, ayrıca da milli bilinci henüz oluşmamış olan toplumda milli bilincin gelişmesini sağlamak ve bu işgallere karşı herkesin kendi bölgesini savunma bilincinde olmasını sağlamaktır.

Paris Barış Konferansının Sonuçları

Paris Barış Konferansının Sonuçları
Sonuç olarak itilaf devletleri arasındaki ilk Ayrılık Paris Barış Konferansı'nda başlamıştır.

Paris Barış Konferansı'nda İzmir İtalya'ya değil Yunanistan'a verilmiştir.

Milletler Cemiyeti kurulmuştur.

Ermeniler ilk defa Doğu Anadolu’da Bir Ermeni Devleti kurulması fikrini dile getirmiş fikir Avrupa tarafından da destenmiştir.

Wilson İlkeleri dolaylı olarak bir çok yönden çiğnenmiştir.

Sömürgeciliğin adı manda ve himaye olarak savaş tazminatının adı da savaş onarımı olarak değiştirilip uygulanmaya devam etmiştir.

İzmir 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. 

Hasan Tahsin şehit edilmiştir.

Türk halkı mitinglerle, gösterilerle İzmir'in işgalini protesto etmiştir ve buna karşılık bu milli bilincinin oluşması sağlanmıştır.

Ülkede farklı cemiyetler ortaya çıkmıştır. Bunlar yararlı cemiyetler ve milli mücadeleye karşı çıkan zararlı cemiyetler olarak da iki gruptur.
Bunları da beğenebilirsiniz