Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Mezopotampaya'nın Kadim Halkı Antik Mısır'ın Bilime Katkıları Nelerdir?

tarihinde gönderildi - tarihinde güncellendi
Nil vadisinin ilk sakinleri ve antik çağlardan beri Süveyş kanalının bekçileri, antik Mısırlılara ve dünya bilimine katkılarına bakacağız. Onlar hakkında bildiklerimizin piramitler ve firavunlardan ibaret kalmaması için, bu kadim halkın dünyayı nasıl geliştirdiğini ve değiştirdiğini anlatmaya çalışacağız.

Nil Nehri Mısırlılar İçin Her Şey Demek!

Nil Nehri Mısırlılar İçin Her Şey Demek!
Bulundukları konum itibariyle dünyanın en uzun nehri olan nil nehrine sahiptirler. Su her çağda hayat demek hatta medeniyet demektir. Mısırlılar da Nil'in kıymetini bilerek medeniyetlerini onun etrafında, nehrin uzunluğuna yakışır şekilde kurdular.

Nil nehri boyunca uzanan Mısır hakkında bilinmesi gereken ilginç bilgilerden biri nehrin akış yönü güneyden kuzeye olduğu için, Mısırlıların ülkenin kuzeyini güney, güneyini ise kuzey olarak tanımlamasıdır. Coğrafi tüm bilgileri bir kenara bırakıp hayatlarını tamamen nehrin akışına göre planlamışlardır. Nil Nehri, Victoria Gölü'nden, Uganda'danın Jinja kenti yakınlarında yer alan Ripon Şelalesi'nden ayrılarak başlar. Buradan itibaren yaklaşık 500 km boyunca kuzey yönlü akar. Daha sonra güney sudan ve sudan dan geçen nehir, Mısır’a ulaşarak akdenize dökülür. Bir su damlasının uganda dan akdenize dökülmesi yaklaşık 3 ay sürer.

Nil Nehri Neden Önemli?

Nil Nehri Neden Önemli?
Bu yüzden suyun her bir damlası değerlidir, fakat çöllerle kaplı bir coğrafyada yani kuzey afrika'da yaşıyorsanız bu daha da önemli oluyor. Zira Mısırlılar nil nehri boyunca yerleşmiş, evlerini ve tüm yaşam alanlarını bu nehrin etrafında yani suyun yanı başında halletmeye çalışmışlardır. 

Bu sebepten olacak ki genetik olarak ilk insanlar bu topraklardan yetişmiş, medeniyetlerini bu suyun etrafında kurmuşlardır. Bu su o kadar hayati bir konumdaydı ki, bu insanların dünyada bilinen ilk tarımı insan hayatına katkıları ve tüm dünyaya öğrendikleri tarımı öğrettikleri de bir gerçek. Avcı toplayıcı olmaktan yerleşik hayata geçmemizi sağlayan bu kadim toplum, suyunda yanında olunca kendini koruyup gelişmeye ve geliştirmeye geçti.

Su Hayat, Medeniyet Demektir!

Su Hayat, Medeniyet Demektir!
Suyun etrafında toprakla uğraşan bu insanlar, tarıma verdikleri katkının yanı sıra matematik bilimini kullanan da ilk tarımcılardır. Eski Mısır'da vergi alınacak tarlaların ölçülmesi için yüzölçümü hesaplarının bilinmesi gerekirdi. Mısırlılar sayı saymak için onluk sistemini bulmuşlardır. Ancak payı birden büyük kesirleri hesaplarlarken zorluk çekiyorlardı. Aritmetik bilgileri ise kısıtlıydı. Ancak bu zaaflarını kapatacak muazzam bir geometri bilgisine sahiptiler. Mısır geometrisi alan ve hacim ölçüsü şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Geometri'nin Yerleşik Tarım Üzerinde Etkisi ve Matematiğin Gelişimi

Geometri'nin Yerleşik Tarım Üzerinde Etkisi ve Matematiğin Gelişimi
Mısırlılar kenar uzunluklarının oranı 3, 4, 5 olan üçgenin hipotenüsünün karşısındaki açının dik açı olduğunu biliyorlardı. Bazı bilim adamları Mısırlıların Pisagor Teoremi’ni bildiklerini düşünmektedirler. Pi sayısını gerçek değere (3.1416) çok yakın olarak 3.16 olarak hesaplamışlardır. Pi sayısını kullanarak kürenin, dörtgenlerin ve üçgenin alanını da hesaplayabiliyorlardı. bu gelişmeler alınacak vergilerin doğru ve hakkaniyetli alınmasına sebep olurken hiç farkında olmadan insanlık için çok önemli olacak gelişmelerin emekleme safhalarını onlar sayesinde öğrenmiş oluyorduk.

Piramitlerin Matematik Bilimi İle Olan İlişkisi

Piramitlerin Matematik Bilimi İle Olan İlişkisi
Bu matematik ve geometrideki gelişimin ilk aşamalarıydı. Mısır geometrisi, MÖ 2600 yılında yapılmış olan ve hala sırları hakkında kitaplar, filmler ve belgeseller çekilen piramitlerin yapılmasında da kullanılmıştır. Mısırdan bahsedip piramitlerin sırlarını bilimin ve matematiğin ışığında anlatmamak olmaz. Bu anıt mezarların yapılışı ve burada kullanılan inşaat malzemelerinden tutun da, taşların kesimi ve yerleştirmesinin sırları hala tartışma konusu. Fakat bir gerçek var ki: geometri alanında gelişen Mısırlılar, bu piramitlerin içine konulan liderlerinin mezar yerlerini özenle seçmiştir.

Basitçe anlatmak gerekirse, firavunların mezarları piramitlerin tam ortasında bulunuyor. Peki milattan önce 2600 yılında bu bilgiyi, bu kadar büyük bir yapıya uygulamak sizce de inanılmaz değil mi? Piramit şeklinde bir yapının tam ortasını sadece 1 cm’lik bir sapma ile bularak, mezarı buraya yerleştirmek. Bu gibi küçük detaylar ve kullanılan bilimsel yaklaşım piramitleri daha da heyecan verici hale getiriyor.
Tabii ki bu piramitleri de nil nehrinin yanına yaptılar. Bu nehirden insana dair her şeyi gözlemlememiz mümkün! Onlar da bunun bilincinde olacak ki merkezinde insanın olduğu sağlıklı bir toplum yaratmak için tıbba çok önem verdiler. Çoğu hastalıklara deneysel olarak yaklaşsalar da, sağlıklı toplum daha fazla gelişme, daha fazla gelişme ise zenginlik demekti. Bunun bilincinde olarak, insanı daha uzun süreler yaşatmak için bir takım adımlar attılar.

Mısır'ın Tıp Bilimi Tarihi

Mısır'ın Tıp Bilimi Tarihi
Mısırın altında yatan, gün yüzüne çıkarılmış tıbbi tarihi eserlerin 80- %85 oranında hala günümüz tıp dünyasında kullandığını biliyor muydunuz? Yani yapılan onca ameliyat malzemesi, tıbbi malzemeler o günden bugune neredeyse geliştirilme ihtiyacı bile duymamıştır. Teknolojik xray, mr cihazları gibi cihazların dışında bu alanda hala neredeyse onların bulduğu veya geliştirdiği yöntemleri kullanıyoruz. Antik Mısırda ise insanlar bu bilgiye fazlasıyla sahiptiler. Malum antik dönem ve insanların barınma, güvenlik ve savaşlardan dolayı hayatta kalma süreleri çok azdı. Özellikle çocukların anne sütünden kesildikten sonra ki bunun genellikle 2-4 yaş arası olduğu biliniyor-, ölüm yüzdeleri çok yüksekti. Altmış yaşını geçen insan sayısı ise neredeyse yoktu. Ortalama ömür yaklaşık 29-30 yıl olarak biliniyor. Ki bu rakam burjuva sınıfında bile maksimum 40-50 olarak gözlemleniyor.

Tarımları ile Dünyaya Yerleşik Hayata Örnek Bir Halk Oldular

Tarımları ile Dünyaya Yerleşik Hayata Örnek Bir Halk Oldular
Yaşamların bu denli kısa olması haliyle toplumun gelişmesini engelleyiciydi ve sürdürülebilirlik için birçok olumsuzluk oluşturuyordu. Tarım ne kadar gelişmiş olsa da fazla çeşit olmadığını ve olanların da her insana sağlıklı olarak ulaştırılamadığını da hatırlatalım. Tüm gelişmişliklerine rağmen, Mısırlılarda parazit hastalıkları, diş eti iltihabı ve verem gibi hastalıklar çok yaygın görülürdü. Fakat hekimlerin bu hastalıklar için reçeteler yazdığı, yaralanmadan etkilenen organlara müdahale ettiği, bunlar için gerekli olan aletleri ürettiği ve hatta beyin ameliyatına kadar yaptıkları biliniyor. Kırık ve açık yaraları iyileştirebildikleri için insan anatomisine de çok hakim oldukları söylenebilir. Zaten Mısır denince akla gelen firavunların mumyalanması da başka türlü anlatılamaz. Cesetleri mumyalamak için önce insan anatomisine hakim olmak gereklidir.

Tıp ve İlaç Yapımında Öncü Oldular

Tıp ve İlaç Yapımında Öncü Oldular
Mısırlıları tıp alanında öncü yapan ise deneysel çalışmaları olmuştur. Şifalı bitkiler, hayvanların et suyu, Nil Nehri’nin çamuru, hastanın tırnaklarındaki kir, fare dışkısı, ekmek küfü gibi maddeler ilaç olarak kullanılmıştır. Fakat bunlardan ekmek küfü penisilin görevi görmesi ilacın tesadüfen de olsa işe yaramasına neden olmuştur. İleriki nesiller için ise müthiş bir yol gösterici olmuştur. Günümüzde kullandığımız antibiyotiklerin temelini atan bu tedavi yöntemi gelişerek, hastalıkları kısa sürede doğru kullanımla etkisiz hale getirmemize yarayacaktı.

Mumlayamaktan İnsan Anatomisine Giden Yol

Mumlayamaktan İnsan Anatomisine Giden Yol
Tıptaki bu gelişmelerin bir başka nedeni ise, inançları ve ölümsüzlüğün sembolü olan mumyalama işlemidir. İnsan anatomisini bilmeden, keşfetmeden bu işlemi yapmak mümkün değildir. Bunu yapabilmenin tek yolu ise mumyalamayı hazır olan bedenleri parçalamaktan geçiyordu. Diğer türlü defnetmek inançları gereği günahkarlık olarak görülüyordu. Bu bilgilerden edindikleri ile tıp tarihine geçecek olan bitkisel ilaçları ve insan ile ilgili tedaviler konusunda inanılmaz gelişmeler yaşanmıştır. Mumyalamayı sadece dışardan sizi sargılama işlemi değildir. Mısırlılar iç organları çıkartıp yıkadıktan sonra, bedeni şarap ve baharat ile yıkayıp nil suyu ile temizlerlerdi. Vücut niton adı verilen kimyasal bir element ile doldurulur ardından da sodyum karbonat ile kaplanırdı. İşlemden sonra kuruyan beden arasına baharatlı yağlar ve kokulu çiçekler serpiştirerlerdi. son olarak sargılama yapılıp tabutlanırdı. Burada kullandıkları tüm her şey daha sonra ufkumuzu açacak ve bize öncülük edecekti.

Felsefe ve Astronomi

Felsefe ve Astronomi
Yavaş yavaş gelişen toplum, her insanın hala sorguladığı “neden bu dünyadayız?” “yaşadığım bu dünya nerede?” gibi normal olan içgüdüsel soruları kendine sormaya başladı. Mısırlıların hiyerogliflerine baktığınızda çeşitli hayvan figürlerinin ve firavunların yanı sıra kızıl gezegenimiz güneşi sıklıkla görebilirsiniz.Bu güneşe olan bağlılıkları sadece kültür ve sanat alanında kalmamıştır.
Gökyüzünü, yıldızları, ay'ı ve güneş'i inceleyen ve astronomi alanında yaptığı gelişim ile dünyaya takvimi, ilk olarak Mısırlılar sundu. Aslında iki takvimleri vardı! Bunlardan biri genel olarak dini bayramları tertip etmekte kullanılan ay takvimiydi. Diğeri ise Mısırda yaşayanlar için idari ve günlük yaşam için kullanılan güneş takvimiydi. Mısırın güneş takvimi güneşin yıllık hareketinin incelemesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bunun için ise Sirius yıldızını seçmişlerdir. Sirius yıldızı Gökyüzünün en parlak yıldızı olarak bilinen Canis Majoris takım yıldızının bir üyesidir. Zaten bu kadar parlak olmasından dolayı seçildiği biliniyor.

Astronomi'ye Olan Katkıları Hiç Bitmedi

Astronomi'ye Olan Katkıları Hiç Bitmedi
Mısırlılar, sirius yıldızının hareketlerinin ufukta görülmesi ile nil nehrinde yaşanan periyodik su taşkınlarının aynı zamanlara denk geldiğini anlamışlardır. Daha sonra ise bu olayın her 365 günde bir olduğunu farketmişlerdir. Bu takvime göre bir yıl 365 gün, dört aylık periyotlarla 3 mevsim şeklini almıştır. Bunları da yaşadıkları coğrafyaya göre ve tarımın öncülüğünde yorumlamış ve mevsimlere: Taşkın, Ekim ve Hasat gibi isimler vermiştir.

Güneş Saatini Buldular

Güneş Saatini Buldular
Hatta bu takvimi geliştiren bu insanlar gündüz saatlerini ölçmek için saat yapacak kadar ileri de gitmişlerdi. Güneş saati üzerinde, günün saatini gösteren çizgiler vardı ve bu gölgelerin uzunluğundan yararlanarak tespit ediliyordu. Fakat havanın kapalı olduğu ve geceleri bu saatin pek de işlevi olmadığını da kısa sürede anladılar.

İskenderiye Kütüphanesi ve Önemi

İskenderiye Kütüphanesi ve Önemi
Bunu anlamak için en büyük kanıt bir zamanlar dünyadaki tüm seyyah ve bilim insanlarının İskenderiyeye gelmek istemeleridir. Bunun en büyük nedeni ise antikçağların en büyük kütüphanesine ev sahipliği yapmış olmasıdır. Bu liman kentinin sadece ticaretle gelişmeyeceğini görmüş ve bu bilim kentinin temellerini atmıştır. Zaten tüm insanlık tarihine baktığımızda bilimsel gelişmelerin ortaya çıkışı büyük ölçüde toplumların bilime olan yaklaşımları ve yöneticilerin bilimi desteklemelerine bağlı olduğunu göreceksiniz.

Bu kütüphane ve müzede tüm ülkedeki hayvanlar, bitkiler, rasathane ve farklı bilim dallarına ait zümreler bulunmaktaydı. İskenderiye, antik çağın en büyük kütüphanelerinden biri yapan ise yaklaşık dokuzyüzbin el yazmasına sahip olmasıdır. Bu sayıdaki bir bilgi o zamanın nüfusuna oranlarsak inanılmaz bir rakam olarak değerlendirilebilir.
Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Konumuz Mısır ama Makedonya Kralı İskender’in burada ne işi var? hem böylesine bir kütüphaneyi neden mısır’da inşa etti? Bu soruya cevabımız: Bu bilimsel atılımların ve çalışmaların halkta karşılığı olmasıdır tabii ki. Yani bunun gibi bilimsel gelişmeler, “ben yaptım oldu” gibi gerçekten uzak şekilde hayata geçemezler. Mısır halkının birikimi ve bilimsel gelişimleri ve yeniliklere açık kafaları sayesinde bu kütüphane buraya kuruldu.
Bilimsel gelişmenin baş düşmanı tabii ki cahilliktir. Tarih boyunca nereden gelip nereye gittiğimizin en büyük kanıtıdır yazılı kaynaklar, fakat ne acıdır ki ilk zararı gören de onlar. Neden olduğu hala bilinmese de kütüphane yanmıştır. El yazmalarının ezici bir çoğunluğu kurtarılamamıştır.

Günümüzde İskenderiye Kütüphanesi, eski kütüphanenin olduğuna inanılan alanda tekrar inşa edilmiş ve 2002 yılında hizmete açılmıştır. Eski kütüphaneye benzer büyüklükte inşa edilen kütüphane görkemiyle göz kamaştırsa da, yitirilen değerli el yazmalarının bir benzerine sahip olmaması sebebiyle maalesef eski kütüphanenin yerini asla tutamayacaktır.
Antik Mısır Uygarlığı, mumyalar, lanetler ve Kleopatra gibi figürleriyle modern edebiyatın ve sinema tarihinin bir malzemesi haline gelmiş gibi görünse de, aslında şu anda bile hakkında keşfedilecek çok fazla şey olan devasa bir medeniyettir.

Sonuçta, Antik Mısır Uygarlığı, bin yıllarca hüküm sürmüş, şu anda yaşadığımız modern topluma birçok miras bırakmış, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş devasa bir uygarlıktır.

Bilim 101 Yotube Kanalını Takip Etmeyi Unutmayın!

Türkiye'nin En Renkli Bilim Kanalı: Bilim101
Bunları da beğenebilirsiniz