Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Matbaa Türklere Neden Geç Geldi Dersiniz?

tarihinde gönderildi
İnsanlar konuşmayı daha öğrenmeden bile fikir ve görüşlerini duvarlara ve doğaya şekiller çizip anlatmaya çalışıyordu! Fakat bunu herkese göstermek, bir bilgiyi anında tüm kabileyle, şehirlerle, ülkelerle paylaşması ve yayması imkansızdı.
Zamanla gelişen, geliştikçe üreten, ürettikçe tüketen insanlar, Milattan önce 3200'lü yıllarda Sümer Uygarlığı ile yazıyı buldu ve düşündüklerini anlatma yeteneğine sahip olduğunu hissetti. Sümerlilerin taş tabletlerinin üzerinden yaklaşık 5000 Yıl geçti ve Uzakdoğulu Pi Sheng dostumuz tek tek harflere dökerek yaptığı ilk baskı makinasını denedi. Çok da iyi bir girişim olmasa gerek ki, başarılı olamadı. Yıllar geçerken 1430 yılında hollandalı Lourens Janszoon Coster, ilk ciddi matbaa girişiminde bulundu. Fakat Johan Gutenberg ise Fust ile birlikte Almanya'nın Mainz şehrinde metal harflerle baskı tekniği uygulamasında başarılı olunca, endüstrileşmeye en yakın matbaa onunki olduğu için tüm puanlar ona gitti.
Bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı İmparatorluğun tarihinin en önemli anlarından birine sadece 23 yıl vardı: 1453 İstanbul'un Fethi! Yani yükselme devrinin en civcivli günleri. Askeri başarılardan başarılara koşan, sanayide büyük toplar döken, donanması ile gemicilikte önemli bir noktaya gelmiş koca bir devlet vardı! Karşısında kimse duramıyor ve savaştan savaşa koşturuyordu!

Ancak Osmanlı tarihinde, üzerinde düşünülmeden tartışılan konuların en başta geleni de bu meseledir. Kimi günah diye matbaanın gelişine engel olundu derken, kimi de hattatların boykotundan gelmedi der. Kiminin ise Şeyhülislamların fetvalar verdiğine kadar giden tezleri vardır!
Bu yorumlardan sonra sizce 1453 yılında İstanbul'u alan Fatihin orduları, 1516 yılında Yavuz'un Mısır'ı alan iradesi, ve Kurtuluş savaşıyla bizleri tekrar bağımsız hale gelen Cumhuriyetin evlatları okuma biliyor muydu?
Elimizde olan tek rakam şu: Cumhuriyet kurulmadan tüm Osmanlı topraklarında okuma yazma bilme oranı %4'tür. Her Türk asker doğar lafı sanki burada doğru gibi.

Sonuçta, Osmanlı topraklarına matbaanın ilk olarak gelişi 1493 ya da 1503 şeklinde, icadından 73 yıl sonra olmuştur. İspanya’dan sürülüp Osmanlı’ya sığınan Yahudi David ve Samuel Nahmias kardeşler Sultan II. Beyazıt’tan aldıkları izinle İstanbul’da ilk matbaayı açtılar. Nahmias kardeşler matbaalarında ilk olarak Yaakov ben Asher’e ait (ö. 1340) Yahudi hukukuyla ilgili “Arbaa Turim” (Dört Merhale-Emir) adlı eseri yayımlamışlardı.

Bizim ismini yerli ve milli diye bildiğimiz, aslında 1674 yılında Romanya’nın (Erdel) Kolojvar şehrinde (Cluj) dünyaya gelen İbrahim Müteferrika’nın asıl adı, ailesi ve Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur.
Müteferrika, ilk iş olarak “Vesîle el-Tıbâ’a” adlı bir rapor hazırlayarak matbaanın önem ve faydaları konusunda devleti ikna etmeye çalıştı. Bu raporda kısaca mühim eserlerin yayımlanmasının hem avam hem havas için faydalı olacağı, kitapların ucuzlayacağı, bundan dolayı herkesin istifade edebileceği, şehirlerde büyük kütüphanelerin kurulacağı, ilim tahsil edenlerin de bundan azami düzeyde faydalanacağı, basılacak kitaplarla İslam’a hizmet edileceği, Avrupa’da basılan Arapça ve Farsça kitaplardaki hataların bize ait matbaalarda önlenebileceği, basılan değerli kitaplar sayesinde devletin şan ve şerefinin artacağı gibi maddeler bulunuyordu.

1727 yılı Temmuz ayının başlarında Sultan III. Ahmet’in fermanı, Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi’nin de fetvası ile ilk Türk matbaasını kurma iznini almayı başaran bu müteşebbisler, Müteferrika’nın Yavuzselim semtindeki evinde ilk matbaalarını kurdu. Ancak tefsir, hadis, fıkıh ve kelam gibi dini ilimlere ait kitapların basımına izin verilmemişti. Bu matbaa ilk eserin basımını 1729 yılında tamamladı.
Raşit Efendi’nin vefat ettiği 1798 yılında iyice eskiyen müteferrika matbaasının harfleri artık kullanamayacak hale geldi ve faaliyetlerini askıya aldı. Kısacası matbaa'nın sahibi ölünce biz de ölmüş olduk! Aynı 1. Dünya savaşında Almanlar yenilince bizim de yenilmiş sayıldığımız gibi.

Şimdi gelin okuma işini rakamlara dökelim:
Dünyada kitap için kişi başına harcanan para ortalama 1,3 dolarken, Türkiye’de 0,25dolar. Türkiye’de kitap endüstrisi hızla büyüyor. Suni değil, gerçekten büyüyor. Türkiye, 2 milyar 100 milyon doları aşan hacmiyle dünya sıralamasında 11'inci en büyük kitap cirosuna sahip ülke. Türkiye'de 7-14 yaş kuşağı en çok kitap okuyan kuşak ki, bu gelecek için umut verici olsa da, geçmişe bakarken ne kadar sığ tartışmalar yaşamışız demeden edemiyoruz.

Peki hangi kitaplar çok okunuyor? Eğitimle ilgili yayınların oranı yüzde 63. Yetişkin inceleme, araştırma kitaplarının payı yüzde 15. Bunu, yüzde 8’le çocuk ve gençlik kitapları, yüzde 7’yle inanç kitapları takip ediyor. Yetişkin edebiyat ve sanat kitaplarının oranı ise, yüzde 4.
Uluslararası Yayıncılar Birliği kitap okuma verilerine göre ise Türkiye okuma listesinde dünyada 86. sırada. Peki Dünyada ekonomide g20'de olup kitap okuma sırasında 90. sırada olmak nedir? Size de bir ürperme geldi mi? Gelmesin, okumuyoruz arkadaş! Sonuç olarak işin içinde ticaret varsa bir şekilde orada listenin 11.sırasına gelmesini biliyoruz. Ama iş yaptığımızı okumaya gelince orada da gerekeni yapıyoruz ve okumuyoruz!

Kısacası Matbaa evet geç geldi fakat biz de onun üstüne milletçe çok gitmedik gelsin diye. :)
Bunları da beğenebilirsiniz