Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Korona Virüs Nedir? Dünyanın Yaşadığı En Büyük Salgınları Nelerdir?

tarihinde gönderildi - tarihinde güncellendi
Son günlerin en popüler konusu olan korona virüs (coronavirüs), aslında hayatımız ve insan evriminin bir süreci olan pandemi konusu dünyanın karşılaştığı en büyük hastalıkların başında geliyor.

Öncelikle yaşadığımız süreci anlamak için bunun adını öğrenmemiz gerekiyor: dünya çapında veya kıta eksenli olarak yayılan ve yüksek miktarda etkisini hissettiğimiz bu tür salgın hastalıklara pandemi diyoruz. Covid - 19, Dünya’nın varoluşundan bu yana yaşadığımız ilk pandemi değil. Ülkemiz bazı salgın hastalıklarla henüz yüzyüze gelmedi. Bu yüzden, tarihin akışına baktığımızda pandemi karnemiz, oldukça sınırlı sayıda salgını kapsar. Bunu dünyanın geri kalanına baktığımız zaman anlayacağız. Öncelikle Corona Virüsü’nü inceleyip neler yapıyor ve etkileri nedir, ona bir bakalım. Daha sonra dünyaya tehlike saçan insanlık tarihinin tozlu sayfalarında kalmış pandemilere geçebiliriz. Virüs Bilimi başlıyor!

Korona Virüs Nedir?

Korona Virüs Nedir?
Öncelikle konuya CoronaVirüs olarak değil de, Covid-19 gibi sadece mikroskop ile görüntülenen canlı hücrelerden bahsederek başlayalım. Virüsler; hayvanlardan ve bitkilerden, bakterilerin ve arkelerin de içinde bulunduğu mikroorganizmalara kadar her türlü canlı şekillerine bulaşabilirler. Yaşadığımız tüm hastalıkları, ortak hayatı paylaştığımız bu canlıların birbirleriyle olan ilişkilerinden ediniyoruz. İnsanlık tarihi boyunca diyoruz, çünkü tarih derslerinde anlatılmayan bir çok rahatsızlıkla, on yıllardır beraber yaşıyoruz. Peki bu virüsler nasıl çalışıyor? Nasıl bulaşıyor?

İnsanlar Yalnız Yaşamıyor

İnsanlar Yalnız Yaşamıyor
Tabiattaki tüm varlıklar canlılar ve cansızlar olarak iki gruba ayrılmışlardır. Cansız forma dahil olan varlıklar, üreyemeyen, solunum yapmayan beslenmeye ihtiyacı olamayan tüm varlıklardır. Örneğin denizler, göller, kayalar, bulutlar, dağlar vs. ekosistem içerisinde sürekli bir dönüşüm içerisinde olmasına rağmen canlı sayılmazlar.

Virüs Nedir, Nelerden Oluşur?

Virüs Nedir, Nelerden Oluşur?
Fakat virüsler, proteinlerden, nükleik asitlerden, hücre zarından, kompleks organellerden, nukleus yani çekirdekten ve daha birçok enzim ve sayamadığımız kimyasal moleküllerden oluşan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Kısaca virüsler protein, enzim ve nükleik asitlerdir.  Fakat bu yapının henüz hangi amaçla çoğaldığı ve canlı ve cansız formlar arasında nasıl ürediğini tespit edemediğimiz de bir gerçektir.

Virüs Nerelerde Yaşar? Nereden Bulaşır?

Virüs Nerelerde Yaşar? Nereden Bulaşır?
Virüsler çeşitlerine göre değil yaşadıkları veya konaklayacakları hücrelere göre şekil alırlar. Bu yüzündendir ki covid-19, 19 sayısı dikkate alınarak isimlendirilmiştir. Nedeni ise virüsün 19’uncu atlamasına kadar hayatta kalamamasıdır. 19.cu Corona Virüs, Çin’in Wuhan Şehrinde bir balık halinde kendine yaşayacak yer bulmuştur. Metabolizmayı bozarak ve çoğalma yolunu bularak kendini yenilemeyi başarmıştır. 

Korkmakta haklısınız fakat önlem alın ve temizliği elden bırakmayın. Merak etmeyin, tıp tarihine kısaca bakarsanız, birikimin ve teknolojinin daha önceden hiç olmadığı kadar iyi bir yerde olduğunu göreceksiniz. Eski çağlarda yaşayan insanlara göre oldukça iyi durumdayız. Hastalıkların ya da benzer krizlerin çözülmesinin ardında, bilimin alanından sapmadan çalışan bilim insanları olduğunu unutmayın. Bu alanda hurafelere ve asılsız iddialara yer olmayacağını da aklınızın bir köşesinde tutun.

Her Bakteri ve Virüs Zararlı Değildir!

Her Bakteri ve Virüs Zararlı Değildir!
Şu an bile elimize, ağzımıza ve vücudumuza baktığımızda, göremediğimiz onlarca kötü ve iyi huylu bakteri ve mikrop olduğunu biliyoruz. Örneğin ölümcül Stafilokok Bakterisi taşıyor olma ihtimaliniz yüzde 25. Bu bakteri size zarar vermeyebilir fakat bir başkasından size geçtiğinde hayatınızı kaybedebilirsiniz. Bağışıklık sistemimiz ve günümüz tıbbının imkanları çoğu zaman bizi korumaya yeterli oluyor ancak bu mikroorganizmalar bizden çok daha uzun süredir dünyada yaşıyor ve dayanıklı olup soylarını devam ettirmek konusunda bizden daha kararlı ve istikrarlı görünüyorlar. Elbette insanoğlunun hayatta kalma azmi de küçümsenemez. Büyük kayıplar verilse de insanlık bugüne kadar başına gelen en korkunç salgınları atlatmayı ve türünü devam ettirmeyi başardı.

Antoninus Salgını Tarihin İlk Bilinen Salgını!

Antoninus Salgını Tarihin İlk Bilinen Salgını!
Tarihin ilk korkunç ve insana kendini çaresiz hissettiren pandemisi Antoninus Salgını olarak geçer. Milattan sonra 165 ve 180 yılları arasında dönemin en güçlü devleti Roma imparatorluğu zamanında yaşanmıştır. Bu veba salgını olması açısından bir ilk ve oldukça geniş kitleye yayılmasıyla korkutucudur. Veba’nın kara ölüm olarak neden insanlık tarihine geçtiğini sonraki salgınlarda daha iyi anlayacaksınız. Fakat tarihin ilk salgınında insanlık tam olarak bunun sebebini bulamadı. Şimdi daha iyi tespit edebildiğimiz ve tarihte sık sık karşımıza çıkan bir durum yaşanmıştı. Bu salgın Doğu Seferine giden askerler geri döndükten sonra ortaya çıkmıştı. Fakat Roma bunu o zaman geç anlamış olacak ki nüfusunun yaklaşık %30’unu kaybetmişti. Salgın, Roma İmparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus’un da hayatını kaybetmesine sebep olurken,  günde 2 bin kişinin ölümüne neden olmuş bilinen ilk büyük veba salgınlarından biri olmuştur.

Jüstinyen Veba Salgını

Jüstinyen Veba Salgını
Düşünsenize, tıp alanı henüz şekillenmemiş, ilaç yok, doktorlar sadece doğada buldukları karışımları hastalara deneme yanılma yoluyla veriyor. Bu durum Roma İmparatorluğunun topraklarını sürekli genişletmesiyle birleşince; diğer bakir ortamlarda yaşayan mikrop, bakteri ve virüslere maruz kalma oranı artıyor.. 541 yılında da Konstantinopol’da İmparator Jüstinyen tahtta otururken Avrupa'da başlayan bir salgın önce Mısır'a oradan Filistin'e, Suriye'ye ve oradan da Anadolu'ya ulaştı. Bu yerlerin ortak özelliği o zamanki ticaret yollarının merkezinde olmalarıydı. Her ne kadar imparatorluk şehri kapatsa da başarılı olamamış ve salgın tüm anadoluya yayılmıştır. Fakat bu salgında veba hakkında bir şeyler bulunmuş gibiydi. Salgın hastalığın askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla girdiği düşünülüyordu. Farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük 'Xenopsylla' isimli uçucu bir böcek, midesinde 'Pasteurella pestie' denen ölümcül bir veba bakterisi taşıyordu. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üredi. Bizans imparatorluğunu zayıf düşüren bu veba, aynı zamanda insan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırarak veba mikrobunu aktaran böceklerin hastalığı bulaştırdıkları kişilerin birkaç gün içerisinde ölmesine sebep olduklarının da anlaşılmasına neden oldu. Hastalık normal seyrini sürdürdü ve zamanla kendiliğinden yok oldu ancak o zamana kadar dönemin en kalabalık şehirlerinden olan Konstantinopol nüfusunun yüzde 40'ını kaybetti.

Virüsler de Evrimin Bir Parçası!

Virüsler de Evrimin Bir Parçası!
Buraya küçük bir not düşelim. Her ne kadar evrim karşıtı bir çok insan  dünyada var olsa da, bu tür hastalıkları birileri yaşayacak, gen havuzuna atacak ve insan evrimi bu salgınlarla devam edecekti. O yüzden evrimi sadece maymundan gelip gelmediğimiz gibi sığ bir bakışla ele almamak gerekir. Bu tür salgınlar da, beraber yaşadığımız canlılardan bize geçen ve hayatımızı devam ettirmemizde önemli bir yeri olan basit ama korkutucu evrimsel bir süreçtir.

Tarihin En Çok Ölüme Neden Olan Salgını: Kara Veba

Tarihin En Çok Ölüme Neden Olan Salgını: Kara Veba
Gelelim bir başka ürkütücü salgına. İnsanlık tarihinin en acımasız en karanlık yıllarına, 1346  1353 arasına. Tarihe kara veba olarak geçen ve yaklaşık 100 ila 200 milyon insanın hayatını kaybettiği düşünülen bir salgın. Tam sayıları bilinmese de avrupa kıtası nüfusunun %60’ını kaybettiği biliniyor. Yaşanan kıyım sonrası toplumda tanrının ve kilisenin sorgulanmasına sebep olan Kara Veba salgınının dinde reformun ve hayatın pek çok alanında rönesansın başlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu biliniyor. Buradaki pandemide bilinmesi gereken iki önemli nokta ise şunlardır. Birincisi Moğol imparatorluğunun yaptığı ve tarihe ilk biyolojik silah olarak geçen savaş şeklinin ortaya çıkmasıdır. Moğollar Orta Asya’dan çıkıp avrupa’nın kapılarına dayanmadan, şu an Ukrayna sınırlarında kalan Caffa şehrin kuşatması sırasında, kara vebadan ölmüş silah arkadaşlarını mancınıklarla şehrin içine atmıştır. Kayıtlı tarihe geçen dönemin en güçlü ordusu hastalığın yayılmasına sebep olmuştu. İkincisi ise neden bu tür hastalıkların avrupa kıtasında çıkıyor olmasıydı. Bunun sebebi ticaret yollarının tek taraflı olmasıydı. Yani avrupa fetih yapmayan topluluklardan, kendi içinde savaşan devletlerden oluşuyordu. Zengin oldukları için de dışardan Çin, Hindistan ve Orta Asya ülkelerinden ihtiyaçlarını karşılayan ve tüccarların, aldıkları mallarla birlikte bu organizmaları avrupaya taşımasıydı. Tabii avrupa kıtasının yaşam kalitesi ve hijyene verdikleri önem de, sebepler arasına yer alıyordu. Sonuç olarak insanlık tarihi bir salgını daha atlatmış ve bununla birlikte evrimine, doğada hayatta kalmasına devam etmiştir.

Coğrafi Keşifler ve Çiçek Salgını

Coğrafi Keşifler ve Çiçek Salgını
Gelelim coğrafi keşiflerin başlamasına. İnsanlık tarihi Kuzey ve Güney amerika gibi, Avustralya gibi yeni kıtaları bulacak, bulduklarında ise izole olmuş bu adada yaşayan insanlarla girdikleri temaslar yüzünden, güçlü olan zayıf olanı biyolojik olarak dönüştürecekti. 15. yüzyılda Avrupalılar yeni dünyayı keşfetti. Amerika kıtasındaki yerliler ile temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdılar.

Çiçek hastalığı, hali hazırda Avrupa'nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönemdeki yerli nüfusun yüzde 90'ı yok oldu. Bu durum Amerika kıtasının Avrupalılarca kolonileştirilmesini son derece kolaylaştırdı. Tarihte İspanyollar, İngilizler ve Fransızların aslına savaşmasına bile gerek olmamasına yol açan bu olay, Kuzey Amerikan çiçek pandemisi olarak tarihe geçmiştir. Kuzey Amerika'nın yerli halkı olan kızılderililer, 19. yüzyılın başına kadar toplamda her iki kişiden birini Avrupa'dan gelen hastalıklar nedeniyle kaybetti. Kuzeyde bunlar yaşanırken Güney AMerika da, bu iki farklı yaşam alanına sahip insanların karşılaşmasından nasibini aldı.

16. Yüzyılda 'Yeni İspanya' adı verilen bugünkü adıyla Meksika olan bölgede görülen birkaç farklı hastalığın aynı dönemde oluşmasıyla yaşanmış salgın felaketi, 'cocoliztli salgınları' olarak anılıyor. Bugün yapılan incelemeler sonucunda balıklarda bulunan salmonella bakterisi kaynaklı olduğu düşünülen salgınların 1520 - 1576 yılları arasında toplamda 15 milyona yakın insanı öldürdüğü, Maya uygarlığı için sonun başlangıcı olduğu ve yıllar içerisinde günümüz Venezuela'sından Kanada'ya kadar yayıldığı sanılıyor.

Hindistan'da Yaşanan Kolera Salgını

Hindistan'da Yaşanan Kolera Salgını
Uygarlık tarihimizde yedi büyük kolera salgını yaşandı, ancak bunlardan en ölümcül olanı üçüncüsü olan ve 1852 - 1860 tarihleri arasında meydana gelen salgındı. Koleranın başlıca sebebi içme sularının kirlenmesidir, ancak sebebin bu olduğu üçüncü salgına kadar anlaşılamadı. Uzun dönemler boyunca insan dışkıları ve atıkları aynı zamanda içme ve pişirme için kullanılan su kaynaklarına döküldü. Bunun büyük bir felaket haline geldiği yer ise, o tarihlerde Hindistan oldu.

Bugün bile dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj nehri 2011'de yapılan bir çalışmaya göre 100 mililitresinde 1,1 milyar dışkı bakterisi barındırıyor. Bu oran içerisinde yıkanabileceğiniz en kötü suda olması kabul edilebilecek oranın 500 bin katı. Hindular bu nehirde yıkanmanın kutsal olduğuna inanıyor ve günlük işlerinde nehir suyundan çok fazla yararlanıyorlar. Bu nedenle kolera bu bölgede sıklıkla karşılaşılan bir hastalık türü. Ne var ki, 19.yy'da yaşanan büyük salgın ile kolera tüm Hindistan'a oradan Afganistan'a ve Rusya'ya yayıldı. Resmi kayıtlara göre sadece Rusya'da bile 1 milyon insanın ölümüne neden olan salgın, oradan Avrupa'ya ve Afrika'ya, son olarak da Amerika'ya ulaştı.

Tifüs ve Influenza Aynı Zamanda Geldi! H1N1 Nedir? İspyanl Gribi Nedir?

Tarihin bir başka önemli salgını yakın tarihimizde yaşadığımız Tifüs’tür. 1914 - 1918 yılları arasında Tifüs bakterisini taşıyan bitlerin neden olduğu salgın, savaşın beraberinde getirdiği bir olguydu. Avrupa ve Asya'da 25 milyon kişi hastalandı ve özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Batılı ülkeler salgına neyin neden olduğunu daha hızlı anladı ve bitlerden kurtulmak üzere önlemler alındı. Doğu ülkeleri ise daha geç önlem aldı ve bu nedenle dünyanın bu kısmında çok daha fazla sayıda insan hayatını kaybetti. Tam tifüs’e çare bulundu derken bu kez yine savaş döneminde yaşanan bir başka salgın çıkageldi.

1918 yılında, yaklaşık 500 milyon insana kadar bulaşacak olan h1n1 influenza olarak bildiğimiz virüs ortaya çıkacaktı. Yüksek ateş, dünya genelinde 50 ila 100 milyon arasında sağlıklı insanın ölümüne neden oldu. Bu sayı birinci ve ikinci dünya savaşlarında ölen insan sayısının toplamından kat kat daha fazladır. Bu virüsü diğerlerinden ayıran şey saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yüksek meydana gelmesiydi. İspanyol Gribi tarihteki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti. Önemi ise h1n1 olarak adlandırılan gribin,  tarihin gördüğü ilk kayıtlı pandemisi olmasıdır. Bundan sonra türeyecek kuş ve domuz gribi olarak adlandırılan griplere öncü olmuştur.

AİDS yani HIV Virüsüne Hala Çare Bulamadık!

AİDS yani HIV Virüsüne Hala Çare Bulamadık!
Gelelim son ve hala çaresini bulamadığımız pandemiye; HIV virüsü veya sebep olduğu hastalık: AIDS. 20. yüzyılın ortalarında maymunlardan insana geçtiği anlaşılan HIV virüsünün saptanabilen ilk örneği 1959'da Kongo'da görüldü. Ne var ki, teşhisi ve adı ancak 1980'lerde konuldu. Son 30 yılda 36 milyon insanın hayatına mal olan virüsü kesin tedavi edebilecek bir çözüm hala bulunmuyor. Sadece önlem almak ve hastalığa yakalandıktan sonra ömür boyu ilaç tedavisi gerekiyor. HIV virüsü insanın bağışıklık sistemine giren ve kanında yer eden bir virüstür. Vücudu mikroorganizmalardan koruyan bağışıklık sistemi çalışmadığında, mikroorganizmalar daha kolay hastalığa neden olabileceği için insanı bitap düşürür. Kan ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan bu virüs hala tehlikeli olmasıyla biliniyor.

Covid-19 Nedir?

Covid-19 Nedir?
Artık gelelim koronaya! Yeni coronavirüs adı altındaki bu virüsü, covid-19 şeklinde isimlendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü uzun zamandır corona virüs türevleriyle zaten yakından ilişki kuruyoruz. İlk olarak Çin’in Wuhan bölgesinde, 2019 yılı Aralık ayının başında görülüp, bu bölgedeki yetkililer tarafından tanımlandığı için gayri resmi Wuhan koronavirüsü adıyla da bilinen yeni koronavirüs, solunum yolu enfeksiyonuna neden olan ve insandan insana geçebilen bulaşıcı bir virüstür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından virüsün resmi adı SARS-CoV-2 (Şiddetli Akut Solunum Sendromu-Koronavirus-2) olarak belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü virüsün neden olduğu hastalığı tanımlamak için COVID-19 terimini kullanmaktadır. Yeni koronavirüs hem hayvanları, hem de insanları etkileyebilen koronavirüs ailesinin bir türüdür. Geçmişe bakıldığında koronavirüs ailesinden bazı farklı virüslerin, MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) ve SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) gibi şiddetli görülen solunum hastalıklarına sebep olduğu görülmektedir. Koronavirüsler, elektron mikroskobuyla bakıldığından yuvarlak ve üzerinde çıkıntıları olan bir taça benzetildiği için, Latince’de taç anlamına gelen koronadan kelimesiyle adlandırılmışlardır. Toplumumuzda yıllardır koronavirüsler görülmektedir. Bunların en basitleri ve en sık görüleni nezledir. Burun akıntısıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonuna neden olan, 20 farklı virüs türünün bir grubu da koronavirüstür.

Corona Virüslerini Daha Çok Duyabiliriz! Hazır Olun

Corona Virüslerini Daha Çok Duyabiliriz! Hazır Olun
Koronavirüsler, zaman zaman insanlar ve hayvanlar arasında geçiş gösterebilmektedir. Virüslerin genetik bilgisi, RNA’sının mutasyona uğraması sebebiyle değişir. Özellikle yüzey proteinlerinde hücreye tutunup, içeriye girmekte kullandığı proteinlerde değişiklik yaratarak, daha önce oluşmuş bağışıklık sisteminden kaçmakta, hem de daha hızlı çoğalıp hücrelere çok daha fazla zarar verebilmektedir. Daha önce SARS adı verilen virüs, bugünkü yeni koronavirüse çok benzer bir hastalık oluşturdu. SARS ismi, şiddetli akut solunum sendromunun İngilizce karşılığının baş harfleri kullanılarak oluşturulmuş isimdir. Günümüzde gündemde olan koronavirüs için de, ikinci SARS virüsü benzetmesi kullanılmaktadır.

MERS ve SARS'ın Kuzeni CORONA

MERS ve SARS'ın Kuzeni CORONA
Bunun dışında koronavirüs ailesinden bir başka virüs de ciddi hastalık oluşturabilme potansiyeli ve neden olduğu salgınlarla dünya gündemine gelmişti. MERS ismi verilen, Orta Doğu Solunum Sendromu... develerden insanlara geçiş gösteren bir koronavirüs türünün neden olduğu hastalık, bir süre Orta Doğu bölgesinde bir epidemi oluşturmuştu.

Ancak MERS’in hastalık bakımından etkileri bütün dünyada görülmediği için pandemi olarak adlandırılmamıştır. MERS halen daha Orta doğu bölgesinde belirli aralıklarla zaman zaman olgular şeklinde görülmektedir.

Hazırlıksız Yakalandık Ama Düzeltmek Bilimin Elinde!

Hazırlıksız Yakalandık Ama Düzeltmek Bilimin Elinde!
İşin aslı bugüne kadar ülkece hiç bir hazırlık yapmadık, çünkü bu virüsler bizim yaşam alanımıza gelmedi. Fakat şimdi an itibariyle %60 etki alanına sahip olması bekleniyor. Bu beklenti de haksız değil. Solunum ve eller üzerinden derı yoluyla da bulaşabilen bir hastalık olduğu için  bilinçli olmak çok önemli. Gecmişten almamız gereken dersler, bugünün teknolojisi ve bilimle birlikte tüm salgınları en hafif şekilde geçirmek dileğiyle...

Bilimle Kalın!

Bilim 101 Yotube Kanalını Takip Etmeyi Unutmayın!

Türkiye'nin En Renkli Bilim Kanalı: Bilim101
Bunları da beğenebilirsiniz