Türkçe
Giriş Kayıt Ol

Korku Nedir? Korkunun Vücuda Etkileri Nelerdir?

tarihinde gönderildi
Fil fareden, çocuk karanlıktan, kimimiz örümcekten, izlediği filmlerden, hatta en basitinden ani ve yüksek bir sesten bile korkar. Her canlının korktuğu bir şey vardır. Arkadaşlarınıza yaptığınız basit bir eşek şakasının onları öldürebileceğini biliyor muydunuz? Amacımız tabii ki sizi korkutmak değil ama korku hayatın bir gerçeği, üstelik yaşamsal bir ihtiyaç ve sizi gerçekten öldürebilir. Korkunun bilimine hoş geldiniz.
Korku biyolojik olarak stresin baskılanamadığı bir durumdur. Tek bir cümlede anlatmak istersek: irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan bir yakın tehdit hissi olarak açıklayabiliriz. Peki neden korkuyoruz, vücudumuz bu sırada neler yaşıyor ve korkmak ne işe yarıyor? Gelin bu sorulara cevap bulalım.
İnsan, yaşadığımız toplumda beyni ile öne çıkan bir canlı olarak, incelenmesi en keyifli varlıktır. Korku, beyinde başlar. Olağan dışı bir şey görüp duyduğumuzda, dokunduğumuzda yani tüm duyularımızla algıladığımız bu sıradışı olayları ilk olarak beyin algılar ve “ben bunu bilmiyorum” demesiyle korku başlar. Beyinde stresli bir uyaranla başlayan korku yolculuğu, kalbi hızlandırıp kimyasallar salgılanması ile devam eder. Hızlı nefes alma, gerilen kaslar ve bunun devamlılık hali, vücuttaki oksijen miktarını azaltacağı gibi süreklilik durumunda zincirleme bir reaksiyona dönüşür.
Beyin öyle önemli bir organdır ki, o olmazsa vücudumuzdaki hiç bir organ ne yapacağını bilemez. 100 milyardan fazla sinir hücresiyle hissettiğimiz, düşündüğümüz ve yaptığımız herşeyin başlangıç noktası olmasının bir sebebi vardır. Beyin bilinçli kararlar alma işini tamamen üstlense de, beynin içinde refleks tepkiler vermemize yarayan bölgeler de bulunur. Bunlardan biri de korku tepkisi ve neredeyse tamamen tepkisel: bilinçli olarak tetiklemiyoruz, hatta korku tetiklendiğinde daha neler olup bittiğini bile anlayacak fırsatımız olmuyor. Peki bu korku tepkisinin içinde kimler var, çok kısa onlardan da bahsedelim:
Olayın tanıkları: gözler, kulaklar ve diğer algı organlarımızdır. "Thalamus" gelen duyusal verilerin nereye gönderileceğine karar verir. "Duyusal korteks" duyusal verileri yorumlar ve karar verir. "Hipokampus" bilinçli hatıraları alır ve saklar; aralarında bağlantı oluşturmak için uyaran kümelerini işler. "Amigdala" - duyguları çözer; olası tehdidi belirler; korku anılarını saklar. "Hipotalamus"  panik butonuna basar ve tüm vücudu panik haline getirip kendince önlem alır!
Örneğin gece arkadaşlarınızla buluşmaktan evinize doğru yürüyorsunuz. Hafif amerikan filmi esintisi de verelim: karanlık ormanlık bir alandasınız. Aslında bu yolu her zaman gidip geliyorsunuz ve bilmediğiniz hiç bir şey yok! Fakat sadece siz varsınız ve ağaçların arasından bir ses geldiğini duydunuz? On anda ne yaparsınız?
Korkunun iki tipi vardır. Birincisi Low road diye bilinen ve hemen karar veren, tehlikeyi ertelemeyen yoldur. Yani bir anda şıçramanıza neden olan, idrak yeteneğinizi kullandırmayan tür. İkincisi ise high road adı verilen, diğer türüne göre daha detaylı ve düşünceli korku biçimidir. Yani ormanlık yolda yürüdüğünüzde, garip bir ses duyduğunuzda önce bunu “ağaçtır o ya, rüzgardır” diye yorumlamanıza yardımcı olur. Fakat high road’da kendinizi telkin edip, gerçekte o ses neymiş bilemezseniz ve bu ses tekrarlanırsa beyin defalarca göndereceği sinyal ile sizi olağan dışı bir stres altına sokabilir. Ve bu bir kısır döngüye girerse, korkunun kaynağını bulana kadar acaba ayı mı, kurt mu, katil mi, yoksa deprem mi oluyor gibi bir çok birbiriyle alakasız fikir size korkutmaya devam edecektir.

Peki korkudan ölecektim cümlesi gerçekten doğru mu?

Peki korkudan ölecektim cümlesi gerçekten doğru mu?
Korku beyinde harekete geçtiği zaman, bu zincirleme olarak devam ederse bu tepkinin kapanması gerekmektedir, aksi takdirde beyin adrenalin ve “fazlası kalbe iyi gelmeyecek” hormonları sürekli üretmeye devam edecektir. Kalp yüksek dozda uyuşturucu etkisindeymiş gibi yoğun bir stres altına gireceği için aşırı çalışma eğilimi içine girecektir. Zaten işin psikolojik bölümü de devreye girince damarlarda daralma, oksijen miktarındaki azlık ve oksijensiz kalan kasların ağırlaşmasıyla vücudumuz komple bir girdabın içine düşebilir. Bu durum uzun süre bu şekilde giderse kalp artık ben bunu kaldıramıyorum diyip tüm kan dolaşımını durdurma kararı alabilir.
Bu söylediklerimiz sizi korkutmasın çünkü bu sadece korkuya ait bir duygu durumu değil! Aşırı sevinçler de aynı etkiyi gösterebilir. O yüzden sadece korku öldürür diyemeyiz, aynı zamanda aşırı sevinçte insan hayatı için büyük risktir. 

Elimizde olmayan durumlar dışında hala birilerini korkutmak istiyor musunuz? Ya da insanların korkularına saygı göstermeyip hala ben yaparım diyor musunuz?
Umarız düşünmüyorsunuzdur. Fakat şunu da söylemeden bitirmeyelim. Korku, mutluluk, ağlamak, gülmek gibi duygu halleri, insanın varlığının bir parçası ve son derece gerekli olan duygulardır. Korku ve tiksinme gibi duygular, evrim süresince insanlığı tehlekelerden korumuştur. Ne var ki, bu anlamda insan evrimi henüz modern uygarlığa yetişebilmiş değil. Örümcek, yılan, yükseklik gibi en derin korkularımız; günümüzde bizi öldürmesi çok daha büyük ihtimal olan trans yağlar, sigara, araba, uçak ve alkol gibi korkulardan oldukça uzak.

Her şeyin aşırısından uzak durmanız ve hormonlarımızın kumandasını elinde tutan hipotalamusunuzu kontrol etmeniz dileğiyle. 

Korkmaktan korkmayın.
Bunları da beğenebilirsiniz